CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 3 Aralık'ta yapacağı "vizyon" açıklaması ile ilgili, Merkel'in ekibini ve Chicago Merkez Bankası'nı transfer ettiği iddia edildi.

Almanya'nın eski Şansölyesi Angela Merkel'in "4.0 Endüstri" ekibinin başındaki Amerikalı neo-liberal ekonomist ve toplum kuramcısı Jeremy Rifkin'in, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda, CHP'nin Vizyon toplantısında sunum yapacağı aktarıldı.

ŞU İSİMLER YER ALIYOR

Odatv'nin aktardığına göre, Kemal Kılıçdaroğlu'nun düzenleyeceği 3 Aralık tarihli "İkinci Yüzyıla Çağrı" adlı toplantıda sunum yapacak kişiler ve kurumlar arasında şu isimler de yer alıyor: ABD'deki MIT Üniversitesi'nde ders veren Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Chicago Merkez Bankası, Danimarka Yüksek Eğitim ve Bilim Bakanlığı, Dünya Bankası, Hutchins Verimlilik Ölçüm Merkezi, IMF ve OECD'de proje danışmanlığı yapan Prof. Dr. Ufuk Akçiğit, Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü öğretim üeleri Prof. Dr. Hakan Kara ve Prof. Dr. Refet Gürkaynak...

CHP içinden ise CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Genel Sekreter Selin Sayek Böke ve CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo sunum yapacak.

CHP LİDERİNİN EKONOMİSTLERİ

Sözcü Gazetesi yazarı Aytunç Erkin, Daron Acemoğlu hakkında şöyle konuştu:

“Acemoğlu, “2002-2007 dönemi AKP'siyle altın çağ yaşandığını, Devri-Saadet dönemi olduğunu” düşünen bir ekonomist. “TÜSİAD raporu, Dar Koridor ve Derviş 4.0” başlıklı yazısında Türk ekonomist Hayri Kozanoğlu şu bilgileri vermişti.

Daron Acemoğlu dünyaca tanınan, Nobel Ekonomi Ödülü'ne aday gösterilen liberal bir iktisatçı. Devlet toplum karşıtlığına dayanan; bu çelişkiyi koalisyonlarla, uzlaşmalarla bağdaştırmaya, dengelemeye dayanan bir paradigmayı savunuyor. Modeli sınıfların, çıkar çatışmalarının bulunmadığı, mülkiyet ilişkilerinin sorgulanmadığı bir kurguya dayanıyor.

Ne devletin, ne de sivil toplumun gücünün fazla ileri gitmediği bir dengeyi, kitabına da adını veren ‘Dar Koridor' metaforuyla kurmayı öneriyor. Acemoğlu'nun Millet İttifakı'nın bileşenleriyle dirsek temasında olduğunu, TÜSİAD çevrelerinde her zaman itibar gördüğünü düşünürsek, ‘büyük sermayeyle – Büyük Koalisyon' arasında bir volan kayışı işlevi gördüğü düşünülebilir. Bir anlamda yeni bir Kemal Derviş rolü üstlenebileceği, Derviş 4.0 sürümü olarak kamuoyuna sunulduğu söylenebilir.

Meselenin kişisel olmadığını not olarak da eklemekte fayda var. Çünkü… Hayata baktığınız yer ve ekonomi-politik belirleyici. Atatürk'ün belgesi dururken yani Altı Ok, Acemoğlu ve benzerleriyle CHP'yi buluşturmak ne kadar doğru?”

NEO-LİBERALİZMİN KALESİ: CHICAGO!

Neo-liberalizm, serbest piyasanın neredese tamamen kuralsız bir şekilde piyasaya şekil vermesini, fiyatları belirlemesini ve devletin hiçbir şeye müdahale etmemesini savunan bir kapitalizm modelidir. Neo-liberalizm, devlet piyasaya müdahale etmezken, zenginlere ve patronlara her türlü desteğin ve imkanın devlet tarafından sağlanmasını savunur. Devlet, bunun üzerine özel şirketlerden fon almak ve onların istediği politikaları yapmak zorunda kalan, siyasetçilerin lobi faaliyetlerine göre hareket ettiği bir yapıya dönüşür. Neo-liberalizmde zengin daha da zengin olurken, işçiler, emekçiler ve fakirler giderek fakirleşir. Orta ölçekli işletmeler ve dükkanlar iflas eder, orta sınıf ortadan kalkar. Neticede insanlar ev sahibi olamaz. Ev ve arsa gibi mülkiyetler, zenginler tarafından satın alınır.

Chicago Okulu olarak bilinen neo-liberalizm ekolü, neo-liberalizmin en vahşi ve kontrolsüz türlerinden birisi olarak bilinir. Chicago Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden doğan bu fikriyatın en bilinen temsilcileri Milton Friedman ve George Stigler'dir.

Friedman, “hane geliri” üzerinden uzun süreli, borçlanmalı tüketim modelini ortaya atan ekonomist olarak tanınıyor.

Chicago Merkez Bankası ise, yabancı uzman çalıştırmıyor.

JEREMY RIFKIN’İN ZİHNİ SİNİR FİKRİ: MÜLKİYET SAHİBİ OLMAMAK

Jeremy Rifkin, “paylaşım ekonomisi” adlı bir tezi savunuyor.

Bu teze göre zenginler hariç kimse mülkiyet sahibi olmayacak. İşçiler ve fakirler, her şeyi kiralayarak yaşayacak. Evler, odalar, cep telefonları… Her şey kiralanacak, her şey “kiralama ve paylaşım” temelli olacak. Yani Neflix aboneliği yahut kira sözleşmesi gibi yapılar ile, dev şirketler hayatın her alanını ticari hale getirecek.

İnsanlar, bir şeylere “abone olarak” hizmet alacak. Yani kimse ev sahibi olmayacak, telefon sahibi olmayacak yahut bir şeyler elde edemeyecek.

Abonelik ve kiralama ile kullanım hakkına sahip olunacak.

Bu durum, en uç seviyede kıyafetlerin dahi kiralanması ve daha sonra geri dönüşüme verilmesi anlamına gelecek.

Bakan Muş'tan market zincirlerine kritik 'asgari ücret' uyarısı! Bakan Muş'tan market zincirlerine kritik 'asgari ücret' uyarısı!

Jeremy Rifkin, dijital dünyada birçok şeyin masrafının olmadığını, dolayısıyla en ucuza “abonelik” sistemiyle “hizmet verilebildiğini” öne sürüyor.

Bu durumun, olabilecek her sektörde yaşanabilmesi için, dijitalleşmenin tam anlamıyla sağlanmasını ve bu yolla “3. Sanayi Devrimi” dediği teorinin gerçekleşmesini savunuyor.

Jeremy Rifkin’in bu tezlerinde, işçi sınıfının hiçbir gücü bulunmuyor. İşçi sınıfı, zenginlerin kârını devam ettirmek için, kendisi ile paylaşılanları kabul ediyor, tamamen şirketlerin ve zenginlerin insafına kalıyor. Devlet ise bu “sınıfsal işbirliğini korumak” görevini üstelenen bir kurum olarak kendisine yer buluyor.

Jeremy Rifkin, neo-liberalizmin çöktüğünü söylüyor ancak alternatif olarak daha güçlü bir kapitalizm için “paylaşım ekonomisi” modelini savunuyor. Yani neo-liberalizme alternatif olarak, başka bir liberalizm modeli öngörüyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı mitinglerde birçok defa neo-liberalizme karşı olduğunu açıklamıştı.

ALMANYA’NIN ENERJİ SEKTÖRÜNÜ FELÇ ETTİ

Jeremy Rifkin’in “Yeşil Enerji” politikaları, Almanya’yı enerji krizine soktu.

Jeremy Rifkin’in yenilenebilir enerji ısrarı üzerine şekillenen Angela Merkel politikaları neticesinde Almanya, nükleer santrallerini kapattı.

Nükleer santralleri kapanan Almanya, tamamen yeşil enerjiye geçene kadar Rusya’dan gelen doğalgaza bağımlı oldu.

Rusya – Ukrayna Savaşı başladıktan sonra Rusya’ya karşı tavır alan Almanya, Rus gazından mahrum kaldı. Almanya’nın enerji devi Uniper iflasın eşiğinden kamulaştırma ile döndü.

Binlerce Alman şirketinin iflas ettiği ve ağır sanayinin can çekiştiği ortamda Almanya, yeşil enerjiyi bir kenara bıraktı ve kömür santrallerini geri açtı.